Denetimden girişim sermayesine, rakamların arkasını okumak
Masanın farklı taraflarında geçen yirmi yılı aşkın süreden notlar
Kariyerime 2003’te Deloitte’ta bağımsız denetimle başladım. O günden bu yana aynı rakamlara farklı sandalyelerden baktım: denetçi, due diligence uzmanı, yatırım bankacısı, yatırımcı, CFO ve danışman olarak. Her sandalye bana bir şirketin rakamlarını başka bir açıdan okumayı öğretti.
Denetim: Rakamların nasıl üretildiğini görmek
Denetim, iş dünyasında “zor” işler arasında sayılır. Uzun mesailer, çokça seyahat ve kendine özgü bir hiyerarşi vardır. Ama bir şirketin rakamlarının nasıl üretildiğini, hangi süreçlerden geçtiğini ve nerede hata yapılabileceğini en iyi orada öğrenirsiniz. Finans alanında kariyer düşünen yeni mezunlara hâlâ işe bir denetim firmasında başlamalarını öneriyorum. Kazandırdığı çalışma disiplini ve iş hayatı tecrübesi, sonraki her rolde işe yarıyor.
Due diligence: “Neyi bilmiyoruz?” sorusu
Ernst & Young’ın Transaction Services ekibine geçtiğimde soru değişti. Artık “rakamlar doğru mu?” değil, “bu şirketi satın alacak biri neyi bilmeli?” diye soruyordum. Due diligence, bir şirketin hikâyesini rakamlarla sınamak demek. Burada öğrendiğim en kalıcı alışkanlık, her analize “neyi bilmiyoruz?” sorusuyla başlamak oldu.
Yatırım bankacılığı: Masanın iki tarafı
2006’da yatırım bankacılığına geçtim. QNB Finansinvest’te ve daha sonra Ata Yatırım’da birleşme ve satın almalarda, özelleştirmelerde, halka arzlarda ve borçlanma aracı ihraçlarında çalışan ekiplerde yer aldım. Havacılıktan denizciliğe, petrokimyadan akaryakıt dağıtımına pek çok sektörde değerleme yaptım.
Bu yıllar bana masanın iki tarafını da gösterdi. Aynı şirket, alıcının gözünde başka, satıcının gözünde başka bir hikâyedir. Değerleme yalnızca bir hesap değil, bu iki hikâyenin buluştuğu bir müzakere zemini. İyi bir danışman, kendi tarafının hikâyesini anlatırken karşı tarafın hikâyesini de en az onlar kadar iyi bilmek zorunda.
Yatırımcı tarafı: Kararın sahibi olmak
2016’da yatırımcı tarafına geçtim ve Mora Capital’i kurucu ortak olarak hayata geçirdim. Danışman olarak bir işlemi en iyi şekilde hazırlarsınız; ama karar sizin değildir. Yatırımcı olarak ise kararın sahibi sizsiniz ve sonuçlarıyla yıllarca yaşarsınız. Bu, rakamlara bakışı değiştiriyor. Artık “bu işlem kapanır mı?” diye değil, “bu şirket beş yıl sonra nerede olur ve biz ona ne katabiliriz?” diye sormaya başlıyorsunuz.
CFO koltuğu: Varsayımların sahadaki karşılığı
Belki de en öğretici dönem, 2017’de Feronia Portföy’de Genel Müdür olarak Beştepeler Enerji jeotermal santralinin satın alınma sürecini yönettikten sonra geldi. Satın almanın ardından şirketin CFO’su ve yönetim kurulu üyesi oldum. Finans, muhasebe, satın alma, insan kaynakları ve bilgi teknolojileri doğrudan bana bağlıydı.
Yatırım notunda yazdığınız her varsayımın sahada bir karşılığı var: bir bütçe kalemi, bir tedarikçi sözleşmesi, bir işe alım kararı. Bir şirketi dışarıdan analiz etmekle içeriden yönetmek arasındaki farkı en net orada gördüm. O günden sonra bir yatırım notu okurken hep şu soruyu soruyorum: “Bu varsayımı sahada kim, nasıl gerçekleştirecek?”
Bugün: Bütün sandalyeleri aynı masaya getirmek
2021’den bu yana Fideas’ta şirketlere strateji, finansman, değerleme ve birleşme-satın alma konularında danışmanlık veriyorum. Bu işte önceki bütün sandalyelerin bakış açısını kullanıyorum. Denetçinin titizliği, due diligence uzmanının şüphesi, yatırım bankacısının müzakere refleksi, yatırımcının uzun vadeli sorusu ve CFO’nun sahadaki gerçekçiliği.
Geriye dönüp baktığımda kariyerim boyunca aslında tek bir beceriyi geliştirdiğimi düşünüyorum: rakamların arkasındaki hikâyeyi okumak. Rakamlar bir şirketin ne yaptığını söyler. Arkalarındaki hikâye ise neden yaptığını ve bundan sonra ne yapabileceğini.